Muhsin Ertuğrul’un Sovyetler Birliği Günleri

Muhsin Ertuğrul’un adını bilmeyen yoktur. Ancak, kıymetli ustanın sanat eserlerinde, Rus sinema ve tiyatro geleneğinin büyük etkisi olduğunu çok az kişi biliyor.

İlk adımlarından itibaren dünya sinemasına dahil olan Türk sinemasının oluşumu, 20. yüzyılın ilk yarısında başladı. Türk sinemasının kökenlerinde birçok parlak figür yer alıyor, ama belki de aralarındaki en önemli isim Muhsin Ertuğrul’dur. Avrupa sinema sanatının öğelerini, Türk sinemasının parlak ve renkli kimliğiyle başarılı biçimde birleştiren kişi o olmuştur. Ünlü yönetmenin sanatında, Rus tiyatro ve sinema geleneklerinin rolü de hayli fazladır.

 

Rus tiyatrosuyla ilk karşılaşma

Aynı zamanda tiyatro kökenli olan Muhsin Ertuğrul’un tiyatro kariyeri, 1909 yılında Burhanettin Tiyatrosu’nda sahnelenen Arthur Conan Doyle’ın ‘Sherlock Holmes’ oyunuyla başladı. İlk oyunundaki ‘Bob’ rolü, her ne kadar küçük sayılsa da, tiyatro Muhsin Ertuğrul’un hayatı için dönüm noktası oldu. Nitekim daha sonra modern Türk tiyatrosunun kurucularından biri haline geldi. Muhsin Ertuğrul’un oyuncu kimliğini kazanmasında, İstanbul’da doğup daha sonra yerleştiği Sovyetler Birliği’nde büyük ün kazanan ünlü Ermeni aktör Vahram Papazyan’ın etkisi büyüktür. Ertuğrul, 1911 yılında turne için İstanbul’u ziyaret eden Fransız aktörlerinin etkisinde kalarak Fransa’ya gitti. Sanatının temelini oluşturan Rus tiyatrosuyla Fransa’da tanıştı. 1912 yılında İstanbul’a dönerek, Shakespeare’in Hamlet oyununu ilk kez sahneledi. Başroldeki Hamlet’i de o oynadı. Bir yıl sonra yeniden yurt dışına çıkarak bu kez Moskova’ya gitti. Burada, tüm dünyadaki aktörlerin halen kullandığı ‘Stanislav sisteminin’ kurucusu, ünlü Rus tiyatro yönetmeni Stanislavski ile tanıştı.

 

Türkiye’nin Rus eserleriyle tanışması

Muhsin Ertuğrul, sadece başarılı bir yönetmen değil, aynı zamanda iyi bir çevirmendi. Türk seyirciler, tanınmış birçok yabancı yazarın oyunlarının Türkçe çevirisini ve sahnelenmesini ona borçludur. Ertuğrul’un eserlerini çevirip Türk tiyatro sahnelerine taşıdığı Rus yazarlar arasında Dostoyevski, Gogol, Tolstoy ve Çehov gibi isimler yer alıyor. Rus ekspresyonizminin kurucularından Leonid Andreyev’in ‘Düşünce’ adlı eserinin çevirisine ise ayrıca dikkat çekmek gerekiyor. Muhsin Ertuğrul’a bu eseri çevirmesini, ünlü Alman aktör ve yönetmen Paul Wegener, 1924 yılındaki İstanbul’u ziyareti sırasında teklif etmişti. Eserin çevirisi 1924 yılı sonunda tamamlandı ve ‘İhtilal’ adıyla yayınlandı. Kitap, şans eseri herhangi bir müdahale ya da sansüre maruz kalmadı ve hayli başarılı oldu. Muhsin Ertuğrul, çeviri sırasında Ruslara has durumların Türkiye koşullarına adaptasyonu için bazı küçük değişiklikler yapmıştır. Örneğin, oyunun baş kahramanı Kerjentsev’in adını Kerim Bey olarak değiştirmiştir. ‘İhtilal’ oyunu ilk kez 20 Kasım 1924 tarihinde İstanbul’da sahneye konmuştur.

 

Sovyetler birliği yılları

Muhsin Ertuğrul, 1925-1926 yıllarında eşi Neyyire Neyir ile beraber Sovyetler Birliği’nde yaşadı ve çalıştı. Moskova’ya ilk geldiğinde Almanya ve Türkiye’de birkaç film çekmiş gerçek bir yönetmendi. Ertuğrul, Sovyetler Birliği’nde dönemin sanat camiasıyla sıkı ilişkiler kurdu. Şair Nazım Hikmet ile beraber birçok oyun sahneledi. Avant-garde tiyatro kuramcısı ve yaratıcısı Meyerhold’un yanında staj gördü. Stanislavski, Nemiroviç-Dançenko ve Eisenstein gibi Sovyet tiyatro ve sinema dünyasının tanınmış isimleriyle arkadaş oldu. Muhsin Ertuğrul o dönemlerde sinemaya özel bir ilgi duyuyordu. Sovyetler Birliği’ne geldiğinde önce Moskova’da Devlet Sinema Senaryo Yazarları Dairesi’nde, sonra da yönetmenliğini yaptığı ‘Spartak’ filminin çekildiği Odessa Film Stüdyosu’nda çalıştı. Bu dönemde en yakın arkadaşları, senaryo yazarı Tretyakov ve ünlü Sovyet yönetmen Eisenstein’dı. Spartak’ı çekerken Pudovkin ve Eisenstein gibi ünlü Sovyet yönetmenleriyle çalıştı. ‘Tamilla’ adlı filmini de yine Odessa Film Stüdyosu’nda çekti.

 

Türkiye’nin baş yönetmeni

Türkiye’ye dönünce İstanbul Şehir Tiyatroları’nın sanat yönetmenliği görevine getirilen Muhsin Ertuğrul, Rus ve Sovyet klasik repertuvarından birçok eseri sahneye koydu. Çehov’un ‘Vişne Bahçesi’ ve Gorki’nin ‘Sonuncular’ adlı eserlerini Türk tiyatroseverlerle buluşturdu. Ayrıca Moskova’da bulunduğu dönemde bütün oyunlarını seyrettiği Meyerhold hakkında bir makale yazdı. Bir yandan yoğun bir şekilde yeni oyunlar sahneye koymakla meşgul olan Muhsin Ertuğrul, diğer yandan yılda en az bir-iki film çekti. Eserleri, o dönemin en iyi Türk filmleri arasında yer aldı. 1932 yılında senaryosunu yazıp yönettiği ‘Bir Millet Uyanıyor’ filmi, Türk sinemasının gelişiminde bir dönüm noktası oldu. Türk halkının ulusal kurtuluş mücadelesini anlatan eser, Türk sinemasının ilk sesli epik filmi olarak tarihe geçti. Muhsin Ertuğrul’un bu filminde Moskova’da tanıştığı Sovyet yönetmen Sergey Yutkeviç’le de çalıştığı düşünülüyor. Yeri gelmişken, Yutkeviç 1934 yılında diğer bir Sovyet yönetmen Arnshtam ile beraber Türkiye’ye gelerek, ‘Türkiye’nin Kalbi Ankara’ adlı SovyetTürk ortak yapımı belgesel filmini çekti. Bu eser, Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk belgeselidir. Muhsin Ertuğrul’un son filmi ise 1953 yılında çekilip ilk renkli Türk filmi olarak tarihe geçen ‘Halıcı Kız’ oldu. Son filminin ardından çalışmalarını tamamen tiyatroya adadı. Muhsin Ertuğrul, halen Türk sineması ve tiyatrosunun yeri doldurulamaz büyük ustası olarak saygıyla anılıyor.

AliM Abidullin
RBTH

 

 

Yorum yapabilirsiniz