Genç Sinema Dergisi Sayı:16

Genç Sinema’dan

Geçtiğimiz Şubat ayının sonlarında, “Türkiye Devirmci Sinema Hareketi Üzerine” başlıklı bir bildiri yayımlandı. Görünürde “İstanbul Teknik Üniversitesi Sinema Kulübü – Siyasal Bilgiler Fakültesi Sinema Kulübü” imzalı bu bildiride, Genç Sinema’ya ilişkin bazı doğru ve yanlışlara değinilmekte (öz eleştirimizde bunlara cevap verilecektir) fakat bu­ nunla birlikte, sözüm ona sinema sorunlarının genel bir tahlili yapılmaktadır. Ulusal dev­ rimci sinema cephesinin tartışıldığı şu sıralarda adı geçen bildiri, kafaları bulandırabilecek bir takım yanılgı ve sapmalarla dolu olduğundan bunları teker teker açığa çıkartmayı gö­rev sayıyoruz.

SANSÜRÜ ANA ÇELİŞKİ OLARAK TANIMLAMAK MARKSİZM – LENİNİZM’İ İNKAR ETMEKTİR

Bildiride şöyle denmektedir : “Sinema meselesinin ana çelişkisi, halk ile faşist Mussolini sansürü, ithalatçı ve iş­ letmeciler arasındadır.”
Oysa, ana çelişki bütün diğer çelişkilerin çözümünün anahtarını teşkil1 eden çelişki­ dir. Mao Zedung bu konuda şöyle demektedir: “Karmaşık bir şeyin gelişme sürecinde birçok çelişmeler vardır; bunlardan birisinin varlığı ya da gelişmesi, öteki çelişmelerin varlığını ve gelişmesini tayin eder ya da bunlar üzerinde etkili olur ki, iştö bu ana çelişki­ dir” (Teori ve Pratik, Sol Yayınları, s. 54).
Ülkemizde ana çelişki, halk yığınları ile emperyalizm, işbirlikçi burjuvazi ve feodal mütegallibe arasındaki çelişkidir.
Bu gerçek, sinemaya uygulandığında, ana çelişkinin halk yığınlarıyla Yeşilçam’ın ya- rı-feodal alt-yapısını oluşturan işletmeci-tefeci, emperyalizmin sineması ve işbirlikçileri arasında olduğu kolaylıkla anlaşılır.
Sansür ise, sadece, egemen sınıf ve zümrelerin kendi kültürlerini egemen kılmak ve bu egemen sınıflarla çelişen sınıf ve zümrelerin kültürlerinii baskı altına almak amacını^ gü­ den bir üst-yapı kurumudur. Bu nedenle, sansürün ana çelişki olaark ele alınması Mark­ sizm – Leninizm’in hiçe sayılması anlamına gelir.
Sansürle halk yığınları arasındaki çelişkinin çözümü yukarıda sözünü ettiğimiz ana çelişkilerin çözümüne bağlıdır. Bu da ülkemizde Millî Demokratik Devrim’in gerçekleşme­ siyle anti-emperyalist ve anti-feodal bir sansürün kabulü şeklinde olacaktır. Yoksa san­ sürün tamamen kaldırılmasıyla değil.
SANSÜR, BURJUVA DEVLET ANLAYIŞINA UYGUN OLARAK ELE ALINMAKTADIR :
Bildiride, bu konuda, ayrıca şöyle denmektedir: “Bugün bazı burjuva demokrasilerinde resmi önceden sansür kaldırmışken (Belçika gibi), bazılarında da kaba faşist engelleme niteliğini kaybetmişken, Filipin tipi demokra­ silerinde en azgın sansürün varlığı görülür”.
Açıktır ki, bildiride sansür üzerine söylenenler, burjuva devlet anlayışına uygun bir­ takım yanlış düşüncelerdir.
Bildiride sansürün kalktığı ülkelere örnek olarak gösterilen Belçika’da sansür mev­ cuttur. Dr. Özkan Tikveş, “Sinema Filmleri sansürü” adlı incelemesinde bu gerçeği şöylece belirtmektedir (s. 37) : “Belçika’da filmlerin sansür edilemiyeceği dolaylı olarak Ana­ yasa hükümleriyle yasaklanmıştır. Uygulamada (….) yetişkin olmıyanların görebilece­ ği filmler ise. Devlet tarafından teşkil edilen bir kurulca sansüre tabi tutulmaktadır. Ay­ rıca, belediye sansürü de mevcuttur”.
Kaldı ki, burjuva demokrasilerinde sansürün kalkmış olduğunu iddia etmek, burjuva devlet anlayışını savunmaktır. Çünkü, sansür egemen sınıfların bir silâhıdır. Burjuva de­ mokrasileri ile Filipin demokrasileri arasında bu açıdan tek fark, burjuva demokrasilerin­ de bu silâhın sansür veya kendi-kendini sansür şeklinde burjuvazinin; Filipin demokrasi­ lerinde ise emperyalizmin, işbirlikçi burjuvazinin ve gerici sınıfların elinde olmasıdır. Bunun aksini savunmak, devleti, sınıflar dışında ve sınıflar üstünde görmek, yani burjuva dev­ let anlayışını savunmak demektir.
Bizlere burjuva demokrasilerindeki “özgürlükelri” önerenlere Lenin’in basın hürriyeti üzerine söylenmiş şu sözünü hatırlatırız : “Sermayenin basın üzerindeki hâkimiyeti devam ettikçe bu hürriyet yalandır.”

(Ayrıca Genç Sinema’nın sansüre karşı tavrı için, “Türkiye’de sinema düveni 2: San­ sür” başlıklı yazıya bakınız).

KÜÇÜK BURJUVALAR HANGİ SİNEMA CEPHESİNE SAHİP ÇIKIYOR?

Genç Sinema, ülkemiz için tek geçerli devrimci çizgiyi, proleter devrimci çizgiyi be­ nimsemiş, bunun sonucu, bütün millicî ve devrimci sınıfların cephesini savunmuş ve pratikte Devrimcî Kültür Cephesi çalışmalarına önayak olmuştur.
I. Devrim Sineması Şenliği Ankara gösterilerinin sonunda, “Devrimci Kültür Cephesi” konulu bir açık oturum düzenlemiştir. Ayrıca Genç Sinema dergisinin 14 üncü sayısı “Devrimci kültür cephesi”ne ayrılmıştır. Derginin 15 inci sayısında “Ulusal Devrimci Si­ nema Cephesi”nin ideolojik temelleri atılmıştır.
Genç Sinema’yı, sekter, oportünist ve ülke koşullarından soyutlanmış olmakla suçlayan bildiride ise; “Ulusal devrimci bir sinema cephesi” yerine, “ilerici demokratik bir sinema cephesi” önerilmekte ve kavramlar sulandırılırken, “bu hareket içinde bütim ilerici sinema yazarları, sinema kulüp ve demekleri, 8 ve 16 mm. ile çalışan amatörler, ileriye dönük filim şenlik ve yarışmaları da kendiliğinden vardır” denmek suretiyle küçük burjuva anlayışına uygun bîr sinema cephesi öne sürülmektedir.
Kaypak, mütereddit ve sallantılı bir sınıf olan küçük burjuvazi, nasıl ki bugün, dev­ rimde öncü sınıf olamazsa, ulusal devrimci kültür cephesinin de öncüsü olamaz. Bildiride önerilen sinema cephesi, küçük burjuva kalıntıları taşıyan görüşün tutarsızlığını açıkça ortaya koymaktadır. Şöyle ki:
1 — Sınıfsal özellikleri gereği, örgütsüz durumda bulunan bir takım küçük burjuva bireyleri, cephenin temel güçferi olarak gösterilmektedir. (8 ve 16 mm. ile çalışan amatör ler, bütün ilerici sinema yazarları). Temel gücü örgütsüz bireylerden oluşacak bir cephe önermek, Marksizm – Leninizm’i inkârdan başka birşey değildir.
2 — Cephede yeralması önerilen güçler arasında, “ileriye dönük” filim, şenlik ve ya­ rışmalar” da sayılmaktadır. Oysa, birtakım güçlerin ortaya koydukları eylemleri (şenlik ve yarışma gibi) ayrı bir güç olarak ele almak düpedüz sınıf gerçeğini hiçe saymaktır.
3 — önerilen cephede, Yeşilçam’ın emekçilerine, dönüşümcü küçük burjuva kültürûnû savunan sanatçılarına ve tıafli burjuvalara (m iS n.ıeükîekı yapımcılar ve studyocu- ier) yer «rümemektedir. Buna karşı. Güney’in “Urout’u mikıferit b*r olay olarak ele ahn- Büsfcta ve değerlendîri’mefcted r. Bugün Türkiye’de. Yeşflçamnn ilerici çûçterr; dışarda bırakan bîr sinema cephesi düşünmek son derece sekter bir davranıştır.
4 — BkJirioe, sinema cephesi konusunda proleter devrimci kültürden b ş bafcsedıî- memekte, cephe öncülüğü • onusunda da açıkça herhangi btrşey söyler “«emektedir. An­ cak, “belerin yararlanması gereken önem!- bâr pratik” olarak: ‘Emperyalist üAcejerin ken­ di iç sınıfsal çefişkıteri sinemada da küçük burjuva başk aidin şiarı olarak yansır” denmek­ tedir. Açtktr ki.
Emperya&st ü-k elerdeki burjuvazi – proleterya ana çelişkisini hiçe sayan ve bu üke’er- deki proleter kültür ve sinemayı gözden kaçıran bildin, aslında küçük burj^/azmi?: öncülü­ ğünü savunmakta ve proleter devrimci kültürü küçümsemektedir.
Bunlara hatırlatırız ki: — Sâıema’da “U ki sal devrimci bir cephe”, bu alanda anti-emperyafist ve antı-feoca! mücadele veren bütün devrimd ve mîfici sınıf ve zümrelerden oluşacaktır.
— “Ulusal devrimci sinema cephesi” ram tutarlı bir devrâna nitei« taşr/ab^mesi için bu cephede proleter devrimci kültür önder ve egemen otmafcdır.
— Proleter devrimci küttür, bir yandan emperyaist ve gerici kültürlerle mücadele verirken, diğer yandan oportünist, anarşist ve saflarımızda yıSgınf < yaratan küçü< &jr- jpva <üftûriertyle de mücadele verecektir. Binada, küçük burjuva yanılgı ve sapmalarına değinmeye çahştıâ* — z b.kürintn. saî- daşımiz olan proleter devrimci c jnjluşfcra bağlı, gerçekten iTü. Siner*a ve SSF Sinema
SANSÜRLE MÜCADELE
Buraya kadar, mevcut ekonomik, politik düzenin bir üst yapı kurumu olan sansü­ rün kimden yana ve kime karşı olduğunu gördük. Şimdi de, bu sınıfsal tahlilden yola çı­ karak, sansüre karşı verilecek bir mücadelenin doğru taktiklerini saptamaya çalışacağız. Bunu yaparken de, zorunlu olarak, bu konuda, bu güne kadar ileri sürülmüş olan görüş­ lere değineceğiz.
Asker – sivil aydın zümre sinemayı önemsememiştir:
1961 Anayasa’sıyla, küçük burjuva asker – sivil aydın zümre bir yandan toplumsal güvenliğini teminat altına alırken, diğer yandan da gayrî millî nitelik taşıyan emperyalizm, işbirlikçi burjuvazi ve feodal mütegallibe ittifakını geriletmiş ve Yargıtay, Danıştay, Ana­ yasa mahkemesi gibi birtakım üst yapı kurumlarını eline geçirmiştir. Ne var ki, sinema­ ya gereken önem verilmediğinden, 61 Anayasa’sının ön tasarısının 11. maddesinde, ba­ sın gibi sinema filimlerinin de sansür edilemiyeceğini belirten hüküm Anayasa’ya alınma­ mış ve böylece, bilinçsizce de olsa, sansürün, emperyalizm, işbirlikçi burjuvazi ve feo­ dal mütegallibenin çıkarlarına uygun olan varlığını sürdürmesine göz yumulmuştur. Bu konuya gereken ilginin gösterilmemiş olmasının nedeni ise, o güne dek hiçbir ilerici ya­ pıtın sansürle çatışmamış (çünkü bu nitelikte yapıtlar ortaya konmuyor ve de ithal edil­ miyordu) ve sansüre sadece müstehcen ve genel ahlâka aykırı filimleri yasaklayan bir kurum gözüyle bakılmış olmasından ileri gelmektedir. Anayasa Mahkemesi de, Sansür Yönetmeliğinin iptali konusunda açılan bir dâvada aynı görüşle hareket etmiştir.
27 Mayıs hareketinden sonra ise, Yeşilçam’ın ilerici küçük burjuva sanatçıları, sa­9
sinematek.tv
yısı az da olsa, bir takım ilerici yapıtlar ortaya koymuşlar ve böylece sansürle küçük1 burjuva dönüşümcü kültürü arasındaki çatışma suyun yüzüne çıkmıştır (4).
Bu durumda, Yeşilçam’ın ilerici küçük burjuva sanatçıları için sansüre karşı tek te­ minat asker-sivil aydın zümrenin kalesi, Danıştay olmaktadır. Ne var ki, Danıştay yolu da, büyük yatırımlar gerektiren bu tür yapıtlar için gerekli teminatı sağlıyabilmekten uzaktır. Yönetmen Duygu Sağıroğlu, bu gerçeği şu sözleriyle çok açık bir şekilde dile getir­ mektedir: “Sansür’ün yasakladığı ‘Bitmeyen Yol’ filmim hiç oynamadı. Çok büyük zararlara uğradık bu yüzden. Gerçi Danıştay Sansür kararını kaldırdı ama artık herşey çok geçti” (Pazar, sayı 739).
Filimleri sansürce yasaklanan bu sanatçılar, giderek kendi öz sınıfsal kültürlerinin ürünü olan yapıtları ortaya koymaktan vazgeçmekte ve gayrî millî sınıfların hizmetine girmektedirler. Örneğin, Bilge Olgaç, “Linç” filmiyle ilgili olarak, artık böyle filimler yap- mıyacağını, piyasa filimleri çekeceğini. Yılmaz Güney de Danıştayca red kararı iptal edil­ mediği takdirde yönetmenliği bırakacağını söylemiştir. Ayrıca; Halit Refiğler, Duygu Sa- ğıroğulları, Atıf Yılmazlar, Metin Erksanlar vb. belki vazgeçtiklerini belirten bir açıklama­ da bulunmamışlardır ama, çevirdikeri filimlerle egemen sınıfların yararına çalışır olmuş­ lardır. Sansürle sanat adına mücadele edenler, gerçekçi bir mücadele veremezler:
Bugüne dek. Sansürden en fazla yakınan Sinematek olmuştur. Çünkü, bu kuruluş üyelerinin ilerici film görme taleplerini karşılamak zorunda kalmakta ve bu nedenle de sansürle sık sık çatışmaktadır.
Ne var ki, Sinematek’in yöneticileri giderek burjuva sanat anlayışını savunduklarından sansürle gerçekçi bir mücadele verememektedirler. Sinematek’in bu konudaki önrileri şunlar olmaktadır: “Sakıncalı filimleri sıralayan maddeler kesin hükümler getirmediklerine göre sansür görevlileri hiç olmazsa bu yargıları sinema sanatı lehine yorumlamalı, sanat de­ ğeri bulunan filimlere mümkün olan hoşgörüyü tanımalıdırlar (…) Yeryüzünde hiçbir sine­ matek sansür engeliyle karşı karşıya değildir. Çünkü sinematekler ve sinema kulüpleri sinema sanatının gerçek dostlarının bulundukları yerlerdir. Bu sinemaseverleri ilgilendiren bir filimin sanat değeridir” (Yeni sinema, sayı 27, baş yazı).
Görüldüğü gibi, Sinematek’in yöneticileri “sanat sanat içindir” görüşünü göklere çı­ karmakta ve de sansürden, sanata karşı bir ayrıcalık tanınmasını istemektedirler. Sinema­ tek’in yönetmeni Onat Kutlar’a göre: sansür kurumlan tarafından iyi filimler görmeleri yasaklanan seyircinin daha iyi filimler istemeleri güçtür” (Yeni Sinema, sayı 30, s. 89).
Açıktır ki, sorun, sansürle sanat arasındaki bir çatışma olarak ele alınmakta ve san­ sürle sanat adına bir mücadele önerilmektedir. Ne var ki, sansürü sınıf gerçeklerinden soyutlayarak ele alanların sansüre karşı gerçekçi bir mücadele vermeleri mümkün de­ ğildir (5).
4 — Sansürün bu dönemde yasaklamış olduğu bu nitelikteki filimlere örnek olarak, Me­ tin Erksan’ın “Yılanların öcü”nü. Ertem Göreç’in “Karanlıkta Uyananlar” mı. Duygu Sa- ğıroğJu’nun “Bitmeyen Yol” unu ve Yılmaz Güney’in “Umut” unu gösterebiliriz. Bu yapıt­ lardan ilk ikisi hakkındaki red kararı sonradan sansürce kabule çevrilmiş. Bitmeyen Yol hakkındaki red kararını Danıştay iptal etmiş. Umut hakkında da yürütmenin durdurulma­ sına karar vermiştir.
5 — Türk Film Arşivi Müdürü Sami Şekeroğlu da sorunu aynı açıdan ele almakta, an­ cak : ben kendimi bildim bileli sanat filimleri yapılagelmekte. Filimler yapıldığına göre sansür gücünü çoktan yitirdi” demek suretiyle farklı bir sonuca ulaşmaktadır.
10
sinematek.tv
“Kendi kendini sansür” egemen sınıfların dolaysız sansürüdür:
Dr. Özkan Tikveş, “Sinema Finmlerinin Sansürü” adlı doktora tezinde (s. 207) şöyle demektedir: “Sansürsüz bir düzene geçilmesinin kısa bir süre içinde gerçekleşemiyeceğini tahmin etmek güç olmadığından yeni bir sistem teklif etmekteyiz: Bizce (….) sinema alanında kurulacak bir ‘kendi kendini sansür’ sistemi, mevcut Devlet sansürünü berta­ raf etmenin tek çaresidir” (6).
Ülkemiz gibi yarı-feodal, yarı-bağımlı bir ülkede “kendi kendini sansür”, sansürün emperyalizm, işbirlikçi burjuvazi ve feodal mütegallibenin hizmetindeki tutucu bürokrat­ ların elinden alınarak, doğrudan doğruya bu sınıflarca uygulanmasından başka bir anlam taşımıyacaktır.
Kaldı ki, “kendi kendini sansür”, en azından tutucu küçük burjuvazi bürokratlariyle gayrî millî sınıflar arasındaki son derece talî çelişkiyi dahi ortadan kaldıracağından, bu sistem bugünkünden de kötüdür.
Amacımız, anti-emperyalist ve anti-feodal bir sansür otmaiıdır:
Filipin tipi demokrasiciliğin hüküm sürdüğü ülkemizde sansür, emperyalizm, işbirlik­ çi burjuvazi ve feodal mütegallibenin elinde bir silahdır.
Sınıf çatışması devam ettikçe, değişik biçimlerde de olsa, sansürün egemen sınıflar­ ca uygulanmasına devam edilecektir. Bu nedenle amacımız. Millî Demokratik Devrim’le gerçekleşebilecek “anti-emperyalist” ve “anti-feodal” bir sansür olmalıdır.
Ancak, bu amaca ulaşıncaya kadar anayasal özgürlükleri sonuna kadar savunmak, gerçek demokrasi doğrultusunda her gün bir adım daha ilerleyerek Filipin demokrasiciliğinin bu anti-demokratik üst yapı kurumunu geriletmek ve giderek ortadan kaldırmak zorun­ dayız. Bu da, sansürü hesaba1 katmadan, ulusal devrimci kültürü oluşturacak ilerici – devrimci filimler yapmak; bu tür yapıtları sansüre rağmen geniş halk kitlelerine ulaştır­ mak ve aynı zamanda Anayasal hakları sonuna kadar savunarak Danıştay yolunu zorlamak­ la mümkün olacaktır.
6 — Kendî kendini sansür sisteminin uygulandığı memleketler A.B.D., İnglitere, Japonya ve Batı Almanya’dır.
Yorgo Bozis – Yakup Barokas

Tan Oral’ın TRT Televizyon Filimleri Yarışma­ sında büyük ödül kazanan «Sansür» adlı canlı resim filminden bir kare.
tan oral’la sansür üzerine bir konuşma
GENÇ SİNEMA : «Sansür» filmini yapmandaki amaç neydi? TAN ORAL : Bir kere sansür haberleşme hürriyetine konulmuş yüz karası bir engeldir. İşin en üzücü tarafı da, bu yüz karası durumun herkesçe doğal karşılanıyor olması. Yıl­ lardır sansür var. Aydın sorumluluğu buna karşı çıkmayı gerektiriyor. Ama gündeme alınmamış. Kimse gerçek rahatsızlığını duymuyor. Sansür olgusu var, karşılığında da ye­ terli sesi çıkarmıyan aydın kesimi. Bence sansür sinemadan çok, Türkiye halkının ha­ berleşme hürriyetine konulmuş bir engeldir. Filimi, dikkatleri sansür olayına çekmek için yaptım.
GENÇ SİNEMA : Filimin sonunda, sansürün ortadan kalktığını gösteriyorsun. Bu konuda­ ki düşüncelerini biraz açar mısın?
TAN ORAL: Demek istediğim şudur ki, sansür bu düzende de kalkabilir. Aksi düşün­ ceyi savunmak teslimiyetçi bri tavır olur. Sansür yalnız devrimle kalkar düşüncesine ka­ tılamıyorum. Sansüre karşı önerdiğim savaş somut bir savaştır. Bugün, egemen sınıfla­ rın bütün anti-demokratik kalelerine saldırmak zorundayız. Sansür de bu kalelerden bi­ ridir.
GENÇ SİNEMA ; Egemen sınıfların bir başkı aracı olan sansürün, Yeşilçam’ın daha tu­ tarlı filimler yapmasını engellediğini söyleyenler var. Sen ne dersin?
72
sinematek.tv
TAN ORAL : Ben bu kanıda değilim. Yeşilgam’ın içinden çıkan tek tük kişiler sansürle! çatışabilir. Ancak, Yeşilçam’ın niyetleriyle, amaçlarıyla sansürün yasakları çelişmiyor, ör­ neğin, Sansür Yönetmeliğinde, müstehcen filimlerin yasaklanacağına ilişkin birtakım hü­ kümler bulunuyor. Ne var ki, bu hükümler Yeşilçam’a karşı işlememektedir. Sansür ge­ rici filimleri yasaklar diye bir düşünce var. Bence bu da yanlış. Bal gibi bu tür filimler sansürden geçmektedir, isterseniz, sansürün neleri engellemekte olduğunu ortaya ko­ yalım. İşçi sınıfının ideolojisini yansıtan her türlü yapıtı, ilerici niteliklere sahip yabancı filimleri, Yeşilçam’ın dışında yapılan bağımsız yapıtları. Sinema kulüplerinde bir takım fi­ limler görebiliyoruz. Halk ise bunları göremiyor. Bir Macar filimi görmüştüm, toprak refor­ munu konu edinen. Biz gittik seyrettik. Filimden sonra kendimi çok rahatsız hissettim. Bu filimlerin halka da gösterilmesi gerekir. Bunlar dünya devrimci pratiğini anlatan filim- lerdir. Bunların yasaklanması, halkımızın haber alma özgürülğünü engellemek anlamına gelir. Bu filimlerin yalnız sinema kulüplerinde gösterilmesine izin verilmesi, sansürün bu amacını açıkça ortaya koymaktadır. GENÇ SİNEMA: Sözünü ettiğin kuruluşlar, üyelerinin ilerici filim görme talepleri karşı­ lamak zorunda kalmaktadırlar. Bu nedenle de sansürle bir çatışma halindedirler. Sence, bu kuruluşların sansüre karşı yeterli bir mücadele verdikleri söylenebilir mi? TAN ORAL : Bence, bu mücadele imtiyazlı üyeler adına değil de, Türkiye halkı adına verilmelidir. Aslında, bu kuruluşların getirdikleri filimler hakkında sansürün vermekte ol­ duğu kararlar hukukun temel eşitlik ilkelerine aykırı düşmektedirler. Bu kuruluşların üye­ lerine gösterilmeye hak kazanan filimler, bütün Türkiye halkına da gösterilmeye hak ka­ zanmışlardır. Bu filimler derhal halka gösterilmelidir. GENÇ SİNEMA : Sansürle mücadele konusunda daha somut şeyler söylenebilri mi? TAN ORAL : İddia demokratik bir düzenin var olduğu iddiası. Uygulamaı ise anti-demok- ratik. İlk aşamada, sahte demokrasinin yalanını ortaya çıkarmalıyız. Daha açalım. Ege­ men güçler bir taraftan ülkede demokratik bir düzenin var olduğu savını ileri sürerler. Beri yandan, haber alma özgürlüğü gibi temel bir hakkı sansürle yok ederler. Çelişme apaçık­ tır. Mücadele bu yalanın açığa çıkartılması ile başlamalıdır. Egemen güçler, ya taviz ve­ rirler, ya da sahte demokrasiyi savunmaktan vazgeçip gerçek faşist yüzlerini gösterirler.
Geçen sayıda yayımlamağa başladığımız “Türkiye’de Sinema Düzeni” adlı yazı dizisi için gerekli bilgilerin sağlanması amacıyla sinema kulüpleri ara­ sında bir soruşturma düzenlemiştik. Oluşturmayı amaçladığımız “Ulusal – Devrimci Sinema Cephesi”nde bütün devrimci ve ilerici sinema kulüpleri­ nin önemli yerleri olacağına inandığımızdan, bu konudaki bazı temel so­ runların kitle önünde tartışılmasında yarar gördük. Bu yüzden, soruştur­ mamıza katılan Darüşşafaka Lisesi Sinema Kulübü ve Türk Fimi Arşivi’nin cevaplarından bazılarını yayınlıyoruz. Soruşturmanın değerlendirilmesi: ‘Türkiye’de Sinema Düzeni” konulu araştırmanın “Sinema Kulüpleri” bö­ lümünde ayrıca yapılacaktır.★
13
sinematek.tv
— Türkiye Sinema Kulüpleri Federasyonu ile ilişkileriniz ve bu Federas­ yonun geleceği konusundaki düşünceleriniz:
ARŞİV :
Bu kuruluşun ismini duyarız fakat cismi yoktur. Federasyonu temsilen bir genç randevu alarak bizimle görüşmeye geldi. Kuruluşu aynen şöyle anlattı: “Onat Kutlar bize SİNE­ MATEK DERNEĞİNİ SEVENLER VE TÜRKİYE SİNEMA KULÜPLERİ FEDERASYONU adlı bir dernek kurmamızı önerdi ve birçok vaadlerde bulundu. Düşündük, fakat uygun gel­ medi. Direttik bağımsız ve tek isimli olsun diye, aramız açıldı. Bize siz yardım eder mi­ siniz?”Cevabımız: “Biz sinemayla ilgili her kültür kuruluşuna severek yardım ediyoruz. Size niye yapmayalım. Bizden istediklerinizi söyleyin” oldu. “Dağıtıma çıkardığınız filimleri bizim tekelimize verin, sinema kulüpleri bizden alsınlar. Biz bunlardan para alarak giderlerimizi karşılayalım.” Böyle birşeyi yapmak son derece tehlikelidir. Bundan dolayı kabul edemedik ve: “Hiç­ bir zaman böyle birşey yapamayız. Bize gelen sinema kulüplerine aracı koymadan yardım etmek zorundayız.” dedik. Bu Sinema Kulüpleri Federasyonu, daha işin başından da anlaşıldığı gibi bazı kurumların gizli niyetlerinin yattığı bir fikirdir. Türkiye’de Sinema Kulüpleri Federasyonu’nun yaşa­ ması şimdilik bize imkânsız görünüyor. İlerde belki…
DARÜŞŞAFAKA :
Türkiye Sinema Kulüpleri Federasyonunda izleyici üye olarak bulunuyoruz. Bu federas­ yon olumlu çalışmalar yapamamaktadır. Bu durumun nedenleri de kanımca örgütleneme- mekten gelmektedir. Üyelerin çoğu Anadolu kentlerinde kurulmuş kulüplerdir. Üyeleri da­ ğınık olan kuruluş için belirli ve sürekli bir yönetim yeri ve sürekli çalışan yöneticiler ge­ rekmektedir. Öte yandan üye kulüplerin çoğu — birkaçı dışında — ayrı bir işi olan kn şiler tarafından kurulmuştur, kentlerde belirli bir düzeyin kulübü durumundadırlar. Bu kulüpler gereken çabayı gösterememektedirler. Bizim bildiğimiz kadarıyla federasyon şim­ diye dek olumlu bir girişim yapmamıştır.
— Sinema Kulüplerinin, oluşmakta olan yeni bir sinemaya katkıları ve ya­ rarları konusundaki düşünceleriniz:
ARŞİV :
Henüz gerçek anlamda sinema kulüpleri Türkiye’de kurulmamıştır. 35 mm. filimelrle lüks salonlarda belirli zümreler için haftanın belirli günelrinde filim gösteren ve ticari sinema­ lardan sadece isim ayrılığı olan ve bazı kurumların elinde oyuncak ve propaganda aracı olan kuruluşlar sinema kulübü olamaz. Gerçek sinema kulübünün kurulması için bizim laboratuarlarımızın ve dağıtım bölümü­ müzün çalışmaya başlaması gereklidir. Bu şu nedenle gereklidir; Türkiye’de 16 mm. ori­ jinal sesiyle filim basan baskı, alt yazı küçültme ve baskı aletleri yoktur. Biz bunu yapa­ cağız. Bugün 3.700 TL.’sına 16 mm. filim göstericileri vardır. Küçük odacıkta üyelerden alınan paralarla bağımsız yüzlerce sinema kulübü kurulabilir. Bunlar hiç kimseye bağlı olmadan serbestçe, diledikleri gibi çalışabilir. Bu çalışmalar kiralık makinalarla, evi mü­ sait olan üyelerin yardımıyla dahi başlayabilir. Entellektüel süse, yaldızlı koltuklara lü­ zum kalmadan!».

14

DARÜŞŞAFAKA
Ülkemizdeki sinema düzeninin bozukluğu tutarsızlığı ortadadır. Oluşmakta olan yeni si­ nema şimdiği düzenin dışında yetişen, toplumun en iyi biçimde yansıdığı sinemayı gere­ ken biçimde kullanan genç sinemacılar tarafından yaratılmalıdır. Bu genç sinemacılara gerekli olanakları sağlama ve yetiştirme görevi sinema kulüplerine düşmektedir, öte yan­ dan sinema kültürü olmayan halkımıza — işçi/ köylü, çalışanlar — bu kültürü yayma gö­ revi de sinema kulüplerinindir. Tutarlı bir yönde amaçlandırılmış genç sinema ürünlerinin geniş halk kitlelerine ulaştırılmasıyla yeni sinemanın yararlı olacağı kanısındayım.
— Genç Sinema eylemi konusundaki düşünceleriniz:
ARŞİV :
Genç Sinema| topluluğunu fazla tanımıyorum. İyi niyetli sinema merakı olan gençlerin ça­ lışması olsa gerek. Bizimle direkt temasları olmadı. Bugüne dek dağınık, derbeder görü­ nümde idi. Bilimsellikten çok, çocuksu bir manzara arzediyordu. Bu bizim samimi gö­ rüşümüzdür. Güdümlü suçlamalarla herşeyi kötülemek insafsızlık ve deliliktir. Biraz temele inmek bu suçlananlarla, yaptıkları işler ve bunların yaşayışlarıyla ve gelecek için yatırımlarıyla il­ gili çalışma yapmadan çıkışlar çocukçadır. Yalnız şimdi Genç Sinema’da bir değişiklik oldu. Bilimsel araştırmalara gidildi. Öyle umu­ yorum ki, daha da derinlere inecek. Böylece yanılmalar, yanlışa koşulmalar önlenecek. Dünkü Sinematek dostlarının, bugün onu Amerikan casusluk teşkilatı olarak nitelemesi biraz karışık ve tehlikelidir. Böyle övmeler de yermeler de çok büyük hatalar yapılabilir. ‘VATANSEVERLER”, “VATAN HAİNLERİ” laflarının çok kolay kullanıldığı şu günlerde insanın düşünmesi, çok düşünmesi gereklidir. Bugün Genç Sinema düşünmeye, araştır­ maya başlamış görünmektedir. Bu gidiş iyi sonuçlara götürür. Bizim prensibimiz, hatalı olduğumuzu anladığımız an hatalardan dönmemizdir. Herhangi b